14 Nisan 2017 Cuma

Senin Sevdiğin mi, Seni Seven mi?

"Spotim ne zamandır platonik aşık olmuyor?" diyen biri oldu mu içinizde? Olduysa şunu söyleyeyim tam bir aydır platonik aşıktım. Ama ne oldu? Şimdi içimde kırıntı bile bırakmadı. Ha enkaz bıraktı mı? Sayılır. Güven bıraktı mı? Asla. Bir daha bir erkeğe güvenir miyim? Sanmıyorum. Ama yine de büyük konuşmamak gerek.
Detaylara fazla girmeyeceğim. Çünkü bir anlamı yokmuş aslında. Halbuki onu bana geçen hafta sorsaydınız buraya uzun bir yazı bırakabilirdim. "Şunu yaptı.", "Bunu dedi." falan diye. Fakat artık söylemek istediğim tek bir şey var. "Kız arkadaşı varmış." Biz konuşurken mi vardı, yeni mi oldu bilmiyorum ama eğer tahmin ettiğim kızsa onun gözünde seçenek olarak tutulmuşum. Kız bakmazsa belki Spotiye dönerim hesabı. İşte kendime yediremediğim şey bu. Kız güzel. Güzel ama içi boş. Ve ben içi boş insan sevmem. Çocuğun da içinin boş olduğunu bu kız sayesinde anladım. Çünkü inanın o seviyedeki bir kızla nasıl erkekler takılır iyi biliyorum. Kız, geçen sene beni aşağılayan kızlar gibiydi. Hatta aynısıydı. Allah kurtardı mı denir ne denir bilmiyorum ama sevgilisi olduğunu öğrendiğimden beri içimde bir sakinlik var. Kuzuların sessizliği mi bilemeyeceğim ama şu bir ay beni çok yormuş. Gözümdeki perde kalkınca kendimden de utandım. Neden yüzsüzlük yapıp yazdığımı anlamadım. Çocuğun her hareketini neden yanlış anladığımı anlamadım. Eh insan birinden hoşlanınca onun hep iyi yanlarını görürmüş. Çocuğun sevgilisi varken benimle yakın konuşması ayrı bir seviye düşüklüğüydü. Ama inanın siz de olsanız yaşadıklarımı yanlış anlarsınız. Çünkü çevremdeki yakın arkadaşlarıma anlattım o sıralarda. Çünkü ilk kez bir konuda kararsızdım. "O çocuk bana bakmaz." dedim. Aslında ben ona bakmazmışım bunu da fark ettim. 

Ve size bir sır vereyim. Birinden hoşlanırsanız ya da konuşuyorsanız bunu kesinlikle kimseye anlatmayın. Çünkü aslında anlatmaktan hoşlanıyoruz. Anlatırken hissettiklerime aşık oluyoruz. Hislerimize aşık oluyoruz. Karşımızdaki insana değil. Hisler de alışkanlığı doğuruyor. Sonuç olarak hislerden hoşlanıyoruz, anlatmaya alışıyoruz, ve karşımızdakine bağlanıyoruz. Bence hoşlanmak bu olmamalı. Eğer buysa durum sıkıntı. Çünkü hala kendimizden hoşlanıyoruz. Hani beğendiğimiz bedenlere istediğimiz özellikleri koymakla ilgili bir söz vardı ya onun gibi.


Ve tamamen boşlukta olduğunuz dönemlerde birine yazmayın. Gidin kendinize başka işler bulun. Blog yazın, film/dizi izleyin, kitap okuyun. İnanın bana o sizi daha mutlu edecek. Yemek yapın. Spora gidin. (İki beden inceldim biliyor musunuz? Buna sonra değineceğim.) Hiçbir şey bulamıyorsanız ders çalışın. Ya da çıkın gezin. Bunların hepsini ben şimdi yapıyorum ve "Keşke daha önce yapsaydım." diyorum. O zaman böyle boş kalıp saçma sapan bir çocuğun egosunu tatmin etmezdim. "Umarım kendi ayakkabı kokunda boğulursun kokuşmuş herif." demek isterdim ama o kadar bile umursayamadığımı fark ettim. 

Ve denedim. İlk kez ben adım attım. Ben çabaladım. Ama ne oldu? Yanlış adam alarmı çalmaya başladı. "Bu senin istediğin biri değil." dedi iç sesim. Ve haklı çıktı. Sadece sevgilisi olduğunu duymak için uğraştım sanırım. O yüzden duyunca yıkılmadım. Ha önceden onları birlikte gördüğüm için ön hazırlık yapmış gibi de olabilirim bilemedim. Şu an tek istediğim şu yazıyı bitirmek ve dizi izlemek. Belki de yarım kalan kitabımı bitiririm. Bilemedim.


Kızlar size bir tavsiyem daha var. Dış görünüşe bakmayın. Arkadaşım bu olanları duyunca tek bir şey dedi. "Devede de boy var ama..." Diyorum ya dışarıdan görseniz "Aaaa ne boylu poslu, yakışıklı çocuk." dersiniz fakat içine bakarsanız "Allah'ım bu ne ergenlik 2017'deyiz ya. Yapma etme gözünü sevdiğim." dersiniz. İnsanların içini de değiştiremezsiniz. Hani "Ben bunun huyunu değiştiririm." dersiniz ama o aslında nabza göre şerbet vermeye başlar. Aslında kendisini değiştirmez. Size karşı davranışı değişir. Ama o normal hali bir süre sonra yeniden açığa çıkar. "Ay sen değiştin." dersiniz. Neyse sevgili okuyucularım. Resmen size bilmemkaç yıllık platonik aşlarımın analizini yaptım. Hepsini de manavdan çürük meyve seçer gibi özenle seçmişim. En çürüklerini de bulmuşum. Hiç kaçırmam böyle şeyleri. Ama size bir şey diyeyim mi? Hiçbiriyle ciddi bir yola girmemin tek bir sebebi olduğunu düşünüyorum. Ana, baba, büyükanne duaları. Kesinlikle böyle. 


Yazının başlığına gelirsek. Merak ediyorum da acaba beni seven birine bana yaklaşması için izin verseydim daha mı mutlu olurdum? Ben biraz korkuyorum böyle şeylerden. Birinden ilgi gördüğüm anda ne yapacağımı şaşırıyorum ve kendimi kapatıyorum. Kendimi açtığım insan da aradığım gibi biri çıkmıyor. "Acaba çevremde tam benim aradığım gibi biri vardı da ben mi görmedim?" diyorum. Sizce böyle bir şey olabilir mi? Yoksa gerçekten de sonsuza kadar yalnız mı kalacağım? Neden sevilmiyorum diye uzun süredir düşünüyorum ama bulamadım. Acaba ergen gibi davranmıyorum ondan mı acaba? (Yazar burada kendisini o şekilde hayal ettiği için öğürüyor.) "Beni sevene bakacağım bundan sonra." dediğimde o beni seven kişi de ortalıklarda olmuyor. Ben kör müyüm acaba? Ya da gerçekten yalnızım dostlarım. Bence ikinci şık daha büyük bir ihtimal. Pekala. Yazının iç karartıcı kısmı bu kadardı. Ama sizin de cevaplarınızı merak ediyorum. O yüzden bu minicik paragrafı yazı başlığı yaptım. Siz sizi sevenle mi olurdunuz yoksa sizin sevdiğiniz kişinin peşinde koşup onu mu elde etmeye çalışırdınız? Hadi bakalım cevapları alalım. Boş geçme hakkınız yok.


Kısacası sevgili, muhteşem yürekli okuyucularım Spotty'niz yine yalnız. Yine hayatında biri yok. Olacağa da benzemiyor. Zaten büyük ihtimalle biri olsaydı da maksimum bir ay biçerdik. Çünkü tahammül edilmesi zor bir kızım bence. Bundan bir başka yazıda bahsederim. Tüm konuları bir yazıda bitirmek olmaz. Eh arayı da kapamaya çalıştığım için yazıları bollaştırmalıyım. Ha bir de sizce hayatımdaki insanlara eskisi gibi isim vereyim mi yoksa böyle iyi mi? Buraya kadar okumuş olan her sevimli kişiden yorum bekliyorum. Utanıyorsanız mail atın. Orayı daha sık kontrol ediyorum.

Ah.. Bu arada.. Tom Odell dinleyin. Zaten muhteşemsiniz ama onu da dinlerseniz tadınızdan yenmezsiniz.


Öpüldünüz.

2 Mart 2017 Perşembe

Blo Geçen Seni Kopyaladım Gördün mü?

"Arkadaşsızım ben ya." dediğim fakat arkadaşlarımla sıkış tepiş bir hayat yaşadığıma dair yakarışıma başlayacağım yazıma hoşgeldiniz.

Biliyorsunuz dört senedir kız yurdunda kalıyorum. E haliyle bir kız geliyor bir kız gidiyor. Bunca senemde kaç tane arkadaşım oldu, kaç kızla tanıştım, kaçıyla oda arkadaşıydım inanın ben de unuttum. Saymayı bir noktadan sonra bıraktım. Bu sene odamda geçen seneden kalan sadece bir arkadaşım var. Diğer iki kız yeni. Yani toplama iki kişi daha eklenmiş. Bu bir avantaj mı, diye düşündüğümde bunun bir avantaj olduğunu kendiliğinden fark ediyorum. Çünkü insan tecrübe ediniyor. 

Eğer üniversiteye geldiğimdeki kız olsaydım şu ana kadar ölmüştüm. Herkese körü körüne güvenen, saf salak bir kız olacaktım. Tabi bu benim kendim için görüşüm. Siz eğer yurtta kalmamışsanız sizi bunun için yargılamadığımı belirteyim. Herkesin kendi hayat tecrübesi farklı oluyor. Benim hayatla sınanmam da "Nerde çokluk orada bokluk." cümlesini en derin şekilde öğrenmem demekmiş. Her insan bir olmuyor.

Küçük bir şehirden, aile yanından ayrılıp bambaşka şehirde bir anda bir sürü kızın içine düşünce doğal olarak bir "Neler oluyor?" aşamasına geçmiştim. Ve tüm senelerimi düşününce gerçekten de kendimi Yılın Saftiriği ilan ediyorum. Bu konuda "Oscar goes to Spotty!"

Neyse konumuz bu değil. Yurt tecrübelerime daha sonra değinirim. Şimdiki sıkıntım çevremdeki kız arkadaşlarımın, birkaç erkek de var listede, benim istediklerimi benden önce yapma çabaları. Bir şey mi istedim anında benden önce alıyorlar sonra "Spotty bak ben ne aldım?" diyorlar. Bir şey yapmak istedim diyelim. Kız (veya erkek) arkadaşım anında koşarak o şeyi kendisi yapıyor ve gelip bana resimlerini gösteriyor ya da görebileceğim yerlere özellikle koyup, bir de üstüne üstlük gelip bunu anlatıyorlar. Baktım bir değil iki değil bu durum hep böyle. Tabi benim tansiyon tavan oldu. 

Annem "Anlatma istediklerini." diyor ama benim ağzım durmuyor ki. Mesela geçen fotoğraf makinesi alacaktım Yani almak için para biriktirmeye başlayacaktım. Her güne 1 tl diye hesaplarsak 2000 gün sonra makineyi alabiliyorum. Bu da "Acaba kalan bir ömrüm var mı?" cümlesinin zihnimde belirmesine sebep oluyor tabi. Neyse sonsuza kadar yaşayacakmışım gibi Her Güne 1 Tl maceramı da sizlere anlatacağım. Ne çok yazı konum varmış ha. Şimdi fark ediyorum. Neyse. Ben istediğim kamerayı arkadaşlarıma atmış bulundum. Hay telefon donaydı da atmayaydım. Bir anda herkesin alacağı tuttu. Hatta parası olan aldı bile. Sonra ben pert tabi. İstemsiz bir şekilde benim yapmak istediğimi benden önce yapan arkadaşlarımı görünce çığrımdan çıkıyorum.

Bu sizde de oluyor mu?

Özellikle yurtta kız çevrem bol olduğu için "Şu pantolondan almak istiyorum." dediğim anda hepsi o pantolonun arayışına giriyor ve hepsi de alıyor. Fakirim param yok düşünün Her Güne 1 Tl macerama pantolonu bile dahil etmiş gariban bir öğrenci olarak böyle şeyleri görünce de çıldırıyorum. Bir de üzerlerine giyip "Spottyyyyy aşkım nasıl olmuşuğmmm?" diyorlar. Aşkın kadar kafana pantolonlar düşsün de diyemiyorum ki. 

İstediğim saç kesimini bile yaptırdılar daha ne diyeyim ben size? Hani bunu ben büyütmüyorum. Sadece olan bir şeyi yeni yeni fark ettim. Resmen arkadaşlarımla hiçbir şeyi paylaşamayacak duruma geldim. 


 Hadi kızları geçtim erkek arkadaşlarım bile yapıyorlar. Kızsal şeyleri kopyalayamayacakları için sosyal medyalarımın aynısını yapmaya çalışıyorlar. Sosyal medyalarım bile bana ait değil o derece. "Şöyle bir fotoğraf çektirmek istiyorum. Beni çeker misiniz?" diyorum "Ay Spoooo biz onu nasıl çekelim proyla çekilmiştir o." diyorlar bir bakıyorum ertesi günü hepsi sırayla öyle resim çekilip koyuyorlar. Bana da anca "Hani proydu be adam?" diyerek beğenmek düşüyor. Ellerindeki telefonun iphone olmadığını da belirteyim. Hani pro dedikleri resimleri çekerken benimkinden daha uyduruk telefon kamerası kullanıyorlar ama iş bana gelince "Ay o olmaz sana Spoooo." oluyor. Hay Spo kadar kafanıza taş düşsün.  

Lütfen siz siz olun lütfen böyle şeyler yapmayın benim sevgili okurlarım. (Tabi hala buralardaysanız.) Çünkü gerçekten samimi olmuyor bunlar. Bir de "Seni idol olarak görüyorum." diyen arkadaşlarım var. Onlara lafım yok ama şu önce benim istediğim şeyi bana yaptırmadan anında yapan kopyacılardan bıktım. Onlar gibi olmayın. Neden örnek alınan ya da kopyalanan ben oluyorum onu da anlamadım ama en son bu konuyu konuştuğum arkadaşım "Sen hep marjinal şeyler buluyorsun. Tam bir blogger düşünce tarzı var sende." dedi. Blogger olmak da zor dostlarım. Ben blogger olduğumu bilmiyordum. (İnstagramdaki bloggerlardan sonra benden anca blo olur. Geri kalanı tamamlanmamış bir blo.)

Blo'nuz hepinizi seviyor. Ve yazılarımı düzene sokmaya çalıştığım için bana bir alkış göndermeyi unutmayın lütfen.

Öpüldünüz.


24 Şubat 2017 Cuma

Demotive Edeceksen Kapı Orada Canım

Şu an kafamı başka bir yere koymaya ihtiyacım var. Yazmayınca olmuyor dostlarım. Rahat altıncı yılına geçmiş olan blogum bana o kadar çok şey katmış ki yazmayınca sinir krizi geçirecek hale geliyorum. Yazmam gerekeceği zaman dalgınlaşıp, dağılıyorum. Ortamlardan uzaklaşıp içime kapanıyorum. Öyle de bir bağımlılık yapmış işte. Yazmayınca agresifleşiyorum. Neyse gelelim yazımıza.

Kafam çok karışık. Binlerce konuyu aynı anda düşünmeye çalışıyorum. Yakın arkadaşım dediğim insanlar sürekli motivasyonumu düşürüyor. Acı gerçekle yüzleştim artık. Onlar iş hayatına atıldıklarında ben hala okuyor olacağım. Bir senem uzadı. Bir buçuk seneye uzamaması için bu dönem benim için fazlasıyla önemli. Ama sürekli insanlar başka konuları söylüyor, saçma sapan yorumlar yapıyorlar.

Huzursuzum. Uyku düzenim yerle bir oldu. Rüyamda bile hala geçtiğim derslerin sınavlarına giriyorum. Ağlasam ağlayamıyorum ama korkuyorum. Çevremdeki arkadaşlarım o kadar rahatlar ki sinirden kendi saçımı yolasım geliyor. Hepsi rahat rahat tüm dersleri güzel notlarla verirken ben o dersleri şartlı bile olsa zor veriyorum. Kaldığım dersleri de vermek için kendimi paralıyorum. Annem sürekli sağlığımın daha önemli olduğunu söylüyor ama biliyorsunuz ki çevre etkisi denen bir şey var.

Okula başlarsın "Eee ne aldın bakalım?", "Aaa demek teşekkür bile alamadın." derler. "Hangi lise olacak bakalım." derler, sonra "Eee üniversite olmadı mı bu sene?" denir. Üniversiteye geçersiniz "Okul ne zaman bitiyor?" derler. Okul biter "İş yok mu?" derler. İşe başlarsınız "Eeee evlilik yok mu?" derler. Evlenince de "Bebek ne zaman?" derler. Bebek olur "İkinci bebek yapmayacak mısınız?" derler. Sorular bitmiyor ama cevap vermek yoruyor işte.

Özellikle yeme içmesi bir türlü bitmek bilmeyen sevgili halam sürekli annemlere laf ediyor. Ama laf kendi oğluna geldi mi "Hiçbir şey sorulmayacak bize ve oğlumuza." diyor. Psikolojisi bozuluyormuş beyefendinin. 

Okulu uzattığımda yurtta kalma imkanım olmayacak. Yeni bir kalacak yurt bulmalıyım. Yeni bir ortama girmek artık çok zor geliyor. İnsanları tanımak istemiyorum. Hele onların beni tanımasını hiç istemiyorum. İnsanlardan bıkmak denen bir hastalık varsa o hastalığa kapıldığım kesin. Bazen kendimi bir odaya kapatıp oradan hiç çıkmamak istiyorum. Sürekli çevremde insanlar var. İnsan demek ses demek. Düşüncelerimi etkilemeye çalışan o kadar çok arkadaşım var ki artık bu dayanılmaz bir hal aldı. Gerçekten "Hepsi sussa da bir rahatlasam." dediğim pek çok an oluyor.

Şifremi hatırladıktan sonra bu yazıyı tamamladım. O yüzden benim pek içime sinmedi. Çünkü o anki duygularla yazdığım için yazıyı o an bitirmek istiyorum. Çünkü o andan sonra bir daha o duyguyu bulamıyorum. Ve buraya yazınca bir şeyleri içimden attığım için günlük hayatımda daha mutlu ve enerjik oluyorum. Aslında gerçekten buradaki ruh halimle gerçek hayattaki ruh halim arasında uçurum var. İnanamazsınız ama bu böyle. Yani beni maillerinizde sürekli "Bir doktora mı görünsen acaba?" ya da "İlaç kullanmalısın." diye yazarak rahatsız etmezseniz çok sevinirim. O cümleleriniz beni geriyor ve kendi ruh sağlığımdan şüpheye düşürüyor. Yapmayın ben böyle iyiyim.

Öpüldünüz.